Steve Jobs’ın Ardından

Apple’ı Apple yapan adam Steve Jobs yakalandığı kanser hastalığına yenik düştü. Uzun süre tedavi gören dahi adam, geçtiğimiz günlerde de şirketteki işinden ayrılmıştı.

Hatta Steve Jobs gittikten sonra Apple’ın eski gücünü yitireceği de konuşulanlar arasındaydı.  24 Şubat 1955 doğumlu Steve Jobs, 5 Ekim  2011’de 56 yaşındayken öldü.

Steve Jobs Apple’ın kurucu ortağı, yönetim kurulu başkanı öldü fakat öldükten sonra tartışmalar anlamsız yerlere doğru gidiyor. Gerek facebookta gerek sözlüklerde gerekse forum sitelerinde gereksiz bir tartışma var. Kimi diyor Allah rahmet eylesin, kimisi diyor kapitalist, kimi diyor dahi falan değil sadece iyi bir pazarlamacı…  Benim düşüncelerim ise ne adamın teknik bilgisi ne pazarlama gücüyle alakalı…

Şirketiniz çok saygı duyulan ve tamamen gerçek anlamda bir marka olmuş olan ender şirketlerden birisi. Bütün niteliklerinin ötesinde bir güven duygusu besleniyor. Fanlarınız var ve sizin ürünlerinize kendilerine güvendikleri kadar güveniyorlar. Herşeyden önce böyle bir adamın böyle bir çalışma ortamında hataya yer yok. Sen -ya da şirket de diyebiliriz- yeni bir ürün tanıtıyorsun ve tamamen beklentiler şu şekilde: Yenilikler, tamamen çalışması garanti bir ürün, bütün beklentileri tam anlamıyla karşılayacak bir alet edevat. Şimdi bu beklentilerin içerisinde çıkıp bütün dünyaya sunum yapıyorsun ve ufak bir hata durumunda şirkretinin marka değerini ve de kendini yok etme olasılığın var.

Böyle bir adama her zaman rastlanmaz. Böyle bir markaya da. Bunu biz yaptık deyip, herşeyini sıfırdan yaptıkları ürünleri pazarlamak her babayiğidin harcı değil. Yiğidi öldürün ama hakkını yemeyin.. Elvada Steve Jobs…

Fotoğrafçı Kevin Carter

Kevin Carter… Hani şu meşhur fotoğraf var ya, Birleşmiş Milletler kampına gitmeye çalışan bir çocuk ve arkasında onun ölmesini bekleyen akbaba…İşte o fotoğrafı çeken adam.

Bir fotoğraf her şeyi anlatabilir mi sorusuna en iyi yanıt bence. Tabi bunu yaparken her ne sebepten -dolaylı ya da direkt- olursa olsun kendi hayatını feda etmiş adam diyebilirim. Hikaye tanıdık. Kevin Carter bu fotoğrafı çekerek Pulitzer Fotoğraf ödülünü kapıyor ve bu kare çok ama çok meşhur ediyor adamı. Ün, para, şöhret… Aynı zamanda afrikalı çocuklara giden yardım da artıyor bu kare ile. Ama hiçbiri kesmiyor onu. O, o çocuğu orada görüntüledikten sonra gerçek anlamda işini yapıp gerisine karışmıyor. Gereğinden fazla profesyonel bir tavırla sadece fotoğraf çekiyor. Çocuk ölüyor tabi. O da her ne üne kavuşursa kavuşsun dayanamayıp kendi arabasının egzost gazında kendini boğarak 27 Temmuz 1994’te kendini öldürüyor.

Aslında farklı yorumlar var. Kimilerine göre bir kurmaca senaryo çocuğun ve akbabanın orada olması, kimilerine göre çocuğun ölmesine izin vermek fotoğrafa daha fazla değer kattı kimileri ise o çocuğun gerçekte ölmediği savunuyor. Ama her ne olursa olsun bu kare her şeyi anlatıyor. Ve o sanatçı bu rezilliğin bu sefaletin ona verdiği paraya, şana şöhrete dayanamıyor. Kabullenemiyor. İster kahrından ister keyfinden olsun. Kendini öldürmekte buluyor çareyi.

İşte o adam Kevin Carter. Bir kare ile hayatı değişen adam. Ya da çektiği kareyi hayatıyla değiştiren adam…