Mayıs - 28 - 2008

‘Bilim’ Kategorisi

TÜRKSAT 3A, 31 Mayıs’ta uzaya gönderilecek

Posted by admin On Mayıs - 28 - 2008

TÜRKSAT Genel Müdürü Özkan Dalbay, Gölbaşı’ndaki Uydu Hizmetleri Merkezi’nde TÜRKSAT 3A uydusunun 31 Mayıs TSİ 00.50’de Fransız Guyanası’ndan uzaya fırlatılması ile ilgili bilgilendirme toplantısı düzenledi.

TÜRKSAT 3A uydusunun hizmete girmesiyle Çin’in önemli bir bölümünün, Avrupa’nın ve Orta Doğunun tamamının, Kuzey Afrika, Kuzey Atlantik ve Kanada’nın Halifax bölgesinin Türk uydularının kapsama alanına gireceğini anlatan Dalbay, “Türkiye’nin iletişim sınırlarını Amerika’dan Çin’e kadar genişlettik” dedi.

Türkiye’nin 1980’li yılların sonunda uydu uzay teknolojileri konusunda adım attığını dile getiren Dalbay, 1994’te TÜRKSAT 1B, 1996’da TÜRKSAT 1C ve 2001’de TÜRKSAT 2A uydularının hizmete girdiğini belirtti. Dalbay, “31 Mayıs TSİ 00.50’de fırlatılacak olan TÜRKSAT 3A ile Türkiye’nin uydu iletişimi alanındaki mevcut konumunu çok daha ileri noktalara ulaştırmış olacağız” dedi.

TEKNİK ÖZELLİKLERİ
TÜRKSAT 3A uydusunun Fransa’da üretildiğini ve SpaceBus 4000B2 serisi olduğunu anlatan Dalbay, uydunun ömrünün en az 20 yıl olduğunu söyledi.

Dalbay, kanat açıklığı 30 metre, ağırlığı 3 bin 110 kilo olan uydunun üzerinde ses, görüntü ve data iletimi yapan 24 transporter olduğunu ifade etti. Dalbay, “1296 megahertzlik bant genişliğine sahibiz. TÜRKSAT 1C uydumuzun 700 megahertz olduğunu düşünürsek, 1C uydusunun yaklaşık 2 katına yakın bir kapasitesi var” dedi.

“YILDIZLARI İZLEYEREK YERİNİ BULACAK”
TÜRKSAT 1C uydusunda diğer uydularda olmayan “yıldız izleme” özelliğinin bulunduğunu dile getiren Dalbay, diğer uyduların güneşe ve dünyaya bakarak yerini bildiğini anlattı. Dalbay, TÜRKSAT 3A uydusunun ise yıldızları izleyerek yerini hesapladığını söyledi.

Elektrik üretimi ve sinyal gücünün diğer uydulara göre daha yüksek olduğunu ifade eden Dalbay, böylece Türkiye’deki televizyon izleyicilerinin 70 santimetrelik çanak antenlerle çok daha yüksek kalitede yayın izleyebileceklerini vurguladı.

TÜRKSAT 3A’nın hizmete girmesiyle kapsama alanının genişleyeceğini hatırlatan Dalbay, böylece “Kazakistan’dan çıkan bir yayın doğrudan İngiltere’ye indirilebilecek. Böylece geçiş özelliği sayesinde maliyetler de azalacak, ses ve görüntüde gecikme de olmayacak” dedi.

1C’NİN BÜTÜN TRAFİĞİNİ ALACAK
TÜRKSAT 1C’nin bütün trafiğini ve yükünü TÜRKSAT 3A’nın alacağının altını çizen Dalbay, 1C uydusunun farklı bir yörüngede, farklı bir şekilde işletileceğini söyledi. Dalbay, TÜRKSAT 1C’nin, televizyonların ilave data aktarımı taleplerinin yerine getirilmesinde kullanılacağını kaydetti.

TÜRKSAT 5A
Türkiye’nin milli haberleşme uydusunun üretilmesi ve buna yönelik insan kaynağının yetiştirilmesi projesi kapsamında 20 mühendisin Fransa’da eğitim aldığını ifade eden Dalbay, TÜRKSAT 5A milli haberleşme uydusunun tasarımına başladığını anlattı. Dalbay, bir kaç yıl içinde 5A’nın tasarım çalışmasının kesinleşmesinin ardından üretim çalışmalarına başlanacağını söyledi.

SORULAR
Dalbay, toplantının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtladı. “TÜRKSAT 3A hayatımızda neleri değiştirecek?” sorusu üzerine, “Yüksek çözünürlüklü (HD) yayınların iletilmesi ile ilgili çok iyi bir altyapıya kavuşulmuş olacak. Çanak antenlerin çapının küçülmesine rağmen daha iyi bir yayın kalitesini standart dijital yayınlarda da elde edebileceğiz” dedi.

Dalbay, kapsama alanına ilişkin bir soruya, “Bizim uydumuzun kapsama alanı diğer uydulardan çok daha geniş. TÜRKSAT 3A ile, karasal anlamda, nüfus yoğunluğu açısından neredeyse dünyanın üçte birini aşan bir nüfusa 90 santimetrelik çanak antenlerle uydular üzerinden televizyon izletme imkanına sahip olacağız” yanıtını verdi.

“TÜRKSAT 3A’nın maliyeti ne kadar?” sorusunu yanıtlarken Dalbay, “3A bir önceki uydumuzdan daha düşük maliyetli. Rakam vermek gerekirse, 3A’nın 200 milyon doların üzerinde bir maliyeti var” dedi.

“TÜRKSAT 3A’nın askeri amaçlı kullanımlara ekstra katkısı olacak mı?” sorusu üzerine Dalbay, uyduların gözlem uydusu ve haberleşme uydusu olmak üzere ikiye ayrıldığını söyledi. Alçak yörüngelerde bulunan gözlem uydularında optik kamera bulunduğunu ancak haberleşme uydularında kamera bulunmadığını dile getiren Dalbay, “3A uydumuz, 1C ve 2A uydularında olduğu gibi Türk Sihalı Kuvvetlerinin haberleşme ihtiyacını karşılayacaktır. İlave bir değişikliğimiz yok” dedi.

Dalbay, e-devlet projesinde gecikme olup olmadığının sorulması üzerine de altyapının kurulmasında sona gelindiğini söyledi. Dalbay, “2008 ortasında e-devlet açılacak” dedi.

Ntvmsnbc

Phoenix ile iletişim sorunu giderildi

Posted by admin On Mayıs - 28 - 2008

NASA yetkilileri, insansız uzay aracı Phoenix’in Mars’ın yörüngesindeki MRO (Mars Reconnaissance Orbiter) ve Mars Odyssey’yi röle olarak kullanarak veri göndermeye başladığını belirttiler.

MRO’nun Phoenix’e Dünya’nın komutlarını gönderirken, Mars Odyssey’nin Kızıl Gezegen’den Dünya’ya bilgi gönderdiği kaydedildi.

NASA’nın California Pasadena’daki Jet Motorları Laboratuvarı’ndan Mars Keşif Programı Direktörü Fuk Li, dün düzenlediği basın toplantısında, radyo dalgalarındaki geçici bir karışıklığın, Mars yörüngesindeki MRO (Mars Reconnaissance Orbiter) ile Phoenix arasındaki iletişimin kesilmesine neden olduğunu belirterek, bunun Phoenix’in öngörülen faaliyetlerini geciktirdiğini kaydetmişti.

İletişim sorunu, Phoenix’in Mars’ın Kuzey Kutbu’nda buz halinde olduğu tahmin edilen suyu araştırması ve geçmişin olası yaşam izlerini bulabilmesi amacıyla robot kolunu çıkarması ve kullanıma hazır hale getirmesi için gerekli manevraları yapmasını geciktirdi.

ntvmsnbc

CERN’de büyük deney başlamak üzere

Posted by admin On Mayıs - 27 - 2008

Dünyanın en büyük parçacık fiziği araştırma merkezi CERN (avrupa nukleer arastirma organizasyonu) uzun süredir beklenen LHC deneyi için start verildi. İki bin ton ağırlığındaki devasa mıknatıs, Fransa-İsviçre sınırının 100 metre altından geçen 27 kilometre uzunluğundaki tünele yerleştirilecek.

Mıknatısın CERN‘e ait tünele yerleştirilmesi işlemi sabahın erken saatlerinde başladı. İşlem, hiçbir sorun çıkmazsa yaklaşık 11 saat sürecek.

Peki bu deney neyi amaçlıyor ?

Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (LHC) isimli parçacık hızlandırıcısında, atom çekirdeğindeki protonlar çok yüksek enerjiyle çarpıştırılacak. Şimdiye kadar inşa edilen en büyük ve en yüksek enerjili parçacık hızlandırıcısı olan LHC’deki çarpışma sonucunda ortaya çıkacak parçacıkların evrenin işleyişindeki rolleri incelenecek.

 

LHC’de protonlar, tünelin çevresine de yerleştirilen süper iletken mıknatıs parçaları tarafından yönlendirilecek. Böylece zıt yönlerde dönen iki proton ışını üretilecek. Bilim dünyası, çarpışmalar sonunda şimdiye kadar keşfedilmemiş yeni parçacıkların açığa çıkmasını bekliyor. Deney, evrenin başlangıcını oluşturan “Büyük Patlama”dan (Big Bang) sonra ortaya çıkan büyük enerji yoğunluğunu tekrar yaratarak parçacıkların yine ortaya çıkmasını sağlayacak. Böylece fizik modellerinin temelini oluşturan ve parçacıklara kütle özelliğini veren “Higgs” parçacığı da tekrar ortaya çıkarılıp gözlemlenebilecek. CERN, 12 Avrupa ülkesi tarafından 1954 yılında kurulan ilk parçacık araştırma laboratuvarı.

Ülkemiz maalesef yılda 6-7 milyon $ lık masraftan kaçınarak buraya üye olmamıştır zamanında. Türkiye’nin ne zaman üye olacağı sorusuna ise “zamanı gelince” cevabı verilmiştir.

Anka kuşunun iniş anı

Posted by admin On Mayıs - 27 - 2008

700 milyon kilometre yol katederek 10 aylık yolculuğunun ardından dün Kızıl Gezegen’in Kuzey Kutbuna başarıyla inen uzay aracı Phoenix, 3 aylık görevine başladı. Anka Kuşu’nun görevinin en zorlu bölümü olan iniş anı Mars’ın yörüngesindeki bir uydu tarafından görüntülendi.

Rönesans uydusu tarafından çekilen karede Phoenix paraşütünü açmış halde görülüyor.

Bu görüntünün uydu tarafından tespit edilebilmesinde hem iyi bir planlama hem de şans faktörü etkili oldu.

Anka Kuşu’ndan gelen ilk görüntülerdeyse Kızıl Gezegen’in yüzeyindeki poligon şeklindeki alanlar göze çarpıyor. Anka Kuşu, Mars’ta yaşam olup olmadığına dair araştırmalar yapacak. Robot kolu aracılığıyla Mars yüzeyindeki toprak tabakasını kazarak 10 santimetre derinde olduğu tahmin edilen buz tabakasına ulaşacak.

Gezegende daha önce hiç sıvı halde su bulunup bulunmadığı anlaşılmaya çalışılacak. Zira gezegende yaşam belirtilerinin olması için su bulunması gerektiğine inanılıyor.

Anka Kuşu, yine gezegenden toplayacağı toprak örneklerini de içine yerleştirilen özel laboratuvarda analiz edecek.

Aracın enerjisini sağlayacak güneş panelleri, aracın inişinin havaya savurduğu yoğun toz tabakası yatıştıktan sonra açılmak üzere programlandı.

Mars kaşifi Phoenix, 32 yıldan bu yana Kızıl Gezegen’in yüzeyine başarılı bir motorlu iniş yapmayı başaran ilk uzay aracı.

Ampulü patlatan Türk buluşu

Posted by admin On Mayıs - 27 - 2008

 Türk araştırmacılar, Edison’un icat ettiği ampule alternatif nanoteknoloji ürünü ışık kaynağı üretti. Bu müthiş buluş Bilkentli araştırmacıların imzasını taşıyor. ”Ayarlanabilir beyaz ışık” teknolojisi ile Edison’ın icat ettiği Ampuller tarih olacak. Edison’ın keşfi olan ampuller ısıyı ışığa dönüştürüyordu. Türk imzası taşıyan buluş ise üretilen nanokristalli ledler ile elektrik enerjisini direkt ışığa çeviriyor. LED (Light Emitting Diode, Işık yayan Diyot) tabanlı ışık kaynaklarının ömrü 23 yıl sürecek. Türklerin müthiş buluşu otomobillerin aydınlatma sistemini de kökten değiştirecek.
Üstelik bu yeni ışık kaynağı yüzde 90 oranında enerji tasarrufu sağlıyor. Yeni buluş, enerji tasarrufu ile küresel ısınma sorununa da çözüm yolunda katkı sağlayacak. Bu müthiş çalışma, dünyanın en prestijli dergileri arasında bulunan ”NANOTECHNOLOGY” dergisinin 14 Şubat 2007 baskısında da kapak konusu oldu.
Müthiş buluş, Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü ve Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Hilmi Volkan Demir ile öğrencileri Sedat Nizamoğlu, Tuncay Özel ve Emre Sarı’nın imzasını taşıyor.
Demir, başkanlığını yaptığı araştırma grubunun, nanokristal kullanarak beyaz ışık üretimini dünyada ilk kez ayarlanabilir renk özellikleri ile başardıklarını kaydetti.
LED’lerin günümüzde ampulsüz trafik ışıkları, kamera, mikroskop ışık kaynakları gibi kullanım alanları olduğunu ifade eden Demir, “LED’ler, evlerimizde kullandığımız ampuller ve florasan lambalarının yerine geçecek. Keşif, geleceğin iç mekan ve otomotiv aydınlatma fonksiyonlarını tamamen değiştirecek nitelikler taşıyor” dedi.

BİR ÖMÜRDE 4 AMPUL
Yeni teknoloji ürünü ışık kaynaklarının çok uzun yıllar dayanabildiğini ve elektrik enerjisini bire on oranında az kullandığını belirten Demir, ”Ampullerin dayanaksızlığını evimizde ne sıklıkta ampul değiştirdiğimizi düşünerek kolayca anlayabiliriz. Bir LED’i günde 12 saatten 23 yıl süreyle kullanabilmemiz mümkündür, bu da ortalama yaşamda sadece 4 defa ışık kaynağını yenilemek anlamına geliyor” dedi.
LED’lerle tüm dünya elektrik harcamasının yüzde 50 miktarında azaltması öngörülüyor. Dünyada üretilen tüm elektriğin yüzde 20’si aydınlatmada kullanılıyor. Tüm bu nedenlerden dolayı nanokristal katkılı beyaz ışık kaynakları hem bilim dünyasında hem de endüstride büyük ilgi çekti. Bu müthiş buluşun tasarımı, modellemesi, fabrikasyonu, deneysel karakterizasyonu ve kuramsal analizi de dahil olmak üzere tüm basamaklarının Bilkent Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Şimdi geriye sadece üretmek kaldı.

Kaynak: İnternet Haber

Plastik 100 Yaşında

Posted by admin On Mayıs - 27 - 2008

Günlük yaşamın vazgeçilmez malzemesi, aynı zamanda çevre kirliliğinin baş oyuncularından plastik 100. yaşını kutluyor.Londra’daki ünlü Bilimler Müzesi de, dünyanın ilk sentetik malzemesi plastiğin icat edilmesinin 100. yıl dönümünü kutlamak amacıyla, Ocak 2009’a kadar sürecek özel bir serginin açılışını yaptı.Serginin açılışında küratör Allison Conboy, insan yaşamının ayrılmaz parçası haline gelen, tamamen sentetik ilk materyal olan bakalitin icadını kutlamanın gerekliliğine işaret etti. Belçika kökenli ABD’li kimyacı Leo Baekeland bilimsel adı fenol-formaldehit polimer resin olan bakaliti 1907’de icat ettiğinde, bu materyalin bu kadar değişik türünün üretilebileceğini ve günlük yaşamın böylesine vazgeçilmez bir unsuru olabileceğini düşünmemişti. İngiliz bilim adamı Sir James Swinburne de aynı formülü bulmasına karşın, bir gün gecikmeyle patent dairesine götürmesi nedeniyle geç kalmıştı. Kolayca şekil verilebilmesiyle geniş bir kullanım alanı bulunan bakalit, zamanla PVC, naylon, polyester gibi değişik türlerle insan yaşamının her alanına girdi. Plastiğin 100 yıllık geçmişinin anlatıldığı ve 400 parçanın bulunduğu Londra Bilimler Müzesi’ndeki sergide, tamamen biyolojik olarak çözünen çevre dostu malzemelerden üretildiği için plastiğin yarattığı çevre kirliliği çözüm olabilecek, fütüristik bir plastik araç gibi ilginç uygulamalar dikkat çekiyor. Günümüz teknolojisinde plastik çoğunlukla yenilenmeyen enerji kaynaklarıyla üretiliyor ve üretilen plastiğin yüzde 90’ı geri kazanılmıyor. Bu nedenle çevre kirliliğinde büyük bir olumsuz etki yaratıyor.

Sayfa 4 / 5«12345»

KP Video


Gelecekte evler neye benzeyecek diye merak edenler için mükemmel bir video.Panasonic tarafından geliştirilen bu hayat duvarı-life wall kavramı ile evlerimiz sadece barınma veya benzeri görevlerinin çok daha fazlasını yerine getircek.
Diğer Videolar

Üye Girişi