Bilidğiniz gibi kevlar çok hafif ve sağlam bir materyal olup günümüzde kıyafetlerde ve zırhlarda kullanılmakta. TAMAMINI OKU»
‘Bilim’ Kategorisi
Uzay ve havacılık alanında yeni bir teknik
Uzay ve havacılık uygulamalarında kullanılan nikel ve titanyum alaşımlı malzemelerde elektriksel erozyon ile işleme yöntemiyle hızlı delik delme projesi umut vaat ediyor.
Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümünde hazırlanan ve TÜBİTAK’ın ‘Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Projelerini Destekleme Programı (1001)” kapsamında kabul edilen projenin, sektörün Türkiye’deki gelişimi açısından gelecek vadettiği bildirildi.
Proje yürütücüsü ve Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Oğuzhan Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ‘Uzay ve Havacılık Uygulamalarında Kullanılan Nikel ve Titanyum Alaşımlı Malzemelerde Elektriksel Erozyon İle İşleme Yöntemiyle Hızlı Delik Delme” adlı iki yıl süreli projelerinin bütçesinin 110 bin YTL olduğunu söyledi.
Tribün kanatlarının jet motorlarında ve uçak motorlarında çok yüksek basınç ve sıcaklık altında çalıştığını, bu sıcaklığı düşürmek için kanallar ya da delikler kullanıldığını, proje kapsamında bu delikleri “elektriksel erozyon işleme yöntemiyle” ve yapay zeka araçları kullanarak, maliyeti düşük ve verimli bir şekilde açma çalışması yürüteceklerini ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu:
“Zeki bir sistem geliştirerek verimliliği arttırmak istiyoruz. Bu bilgisayar programı sayesinde işlemi gerçekleştirecek makineye en uygun parametreler girilecek ve çalışma en verimli şekilde gerçekleştirilecek.
Sistem sayesinde makineyi kullanacak operatörün de çok deneyimli olmasına gerek kalmayacak. Bu otomasyona geçişi kolaylaştırıcı bir süreç olacak. Proje kapsamında oluşturacağımız teknolojik sistem sayesinde bu alanda dışarıya olan bilgi bağımlılığımızı ortadan kaldırmak istiyoruz.”
Yılmaz, uçak sanayinin ve havacılık sektörünün pahalı bir sektör olduğunu, uçak ve uçak motoru imalatında Türkiye’nin belirli bir seviyenin üzerine çıkması için çalışmalar yapmak istediklerini belirterek, proje belirli bir seviyeye geldikten sonra Türkiye’de bu teknolojiyi kullanan ya da kullanmak isteyen firmalarla ortak çalışmalar yürütmek istediklerini bildirdi.
Proje yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Tolga Bozdana ise Türkiye’de uçak sanayinin mutlaka gelişeceğini, bu açıdan projenin yakın bir gelecekte bu sektörün önemli bir parçası olabileceğini, sektör için bir altyapı oluşturacağını vurguladı.
Sadece bir projeyle bahar gelmeyeceğini bildiklerini ifade eden Bozdana, “Bizim hayalimiz sektörde üretim hattı ya da bakım ve onarım hattı kurmak isteyenlerin bize gelerek projemizi kullanmak, projemizden faydalanmak, projeyi hayata geçirmek istemesi” dedi.
Tolga Bozdana, projeyi sadece teorik olarak düşünmediklerini, projenin endüstriyel bir şekilde uygulamaya dönüşmesini istediklerini kaydetti.
(CnnTürk)
Balıkların anası 380 milyon yaşında

İngiliz bilim dergisi Nature’da yayınlanan makaleye göre, “Materpiscis attenboroughi” adlı fosil, sadece göbek bağıyla birlikte bulunan ilk embriyon fosili değil, aynı zamanda yavrusunu doğuran en eski yaratık.
Makalade, bilim insanları, balığın bir yumurtayı değil, önceden oluşmuş yavruyu dünyaya getirdiği bu tip doğumların, günümüzde bazı tür köpek balıkları ve kedi balıklarının üreme şekliyle akraba olduğuna dikkati çektiler.
Victoria Müzesi Bilimler bölümü sorumlusu ve bu türü keşfedenlerden John Long, bunun şimdiye dek yapılan en önemli fosil keşfi olduğunu belirterek, omurgalıların evrimiyle ilgili anlayışlarını değişikliğe uğrattığını kaydetti.
Bu kadar eski bir balıkta bu üreme şekliyle karşılaşmanın şaşkınlığını üzerinden atamayan Long’un meslektaşları, Kate Trinajstic, Gavin Young ve Tim Senden, “Bu bize canlı doğumun, yumurtlamayla çoğalma ile aynı zamanda olduğunu gösteriyor ve bu mekanizmalar, ardıl olmaktan çok birlikte birlikte evrimleştiler” diye konuştular.
Fosilde, embriyon ve göbek bağının “anne balık” üzerinde bulunmasının, bugüne kadarki ilk iç döllenme örneği olduğunu belirten bilim insanları, 25 cm uzunluğundaki fosilin, Devonien denizlerinde yaşayan “plasoderm” adı verilen bir grup omurgalıya ait olduğunu ve isimlerini üzerlerindeki zırhlı pullardan aldıklarını kaydettiler. “Denizlerin dinozorları” olarak adlandırılan ve 70 milyon yıl önce okyanuslar ile gölleri egemenlikleri altında bulunduran plasodermler, 350 ila 420 milyon yıl önce dönemlerinin en büyük yırtıcılarından birisiydi.
Yeni bir cins (Materpiscis) ve yeni bir türe (attenboroughi) ait bu nispeten iyi korunmuş durumdaki fosile, bulunduğu yeri ilk keşfeden doğa uzmanı Sir david Attenborough’nun adı verildi.
ntvmsnbc
Süte bal kattılar yoğurdun ömrünü uzattılar
Mersin’de, bir lise öğrencisi geliştirdiği proje ile süte bal katarak ürettiği yoğurdun saklanma ömrünü yaklaşık 2 gün uzatmayı başardı.
Mersin Fen Lisesi 11’nci sınıf öğrencisi Merve Çabuk, “Bilim ve Buluş Şenliği”ne katılmak üzere yoğurdun lezzeti üzerinde başladığı çalışmada bakterileri tanıyınca yoğurdun raf ömrünü uzatmaya yönelik proje geliştirdi.
Mersin Fen Lisesi Biyoloji Öğretmeni ve projenin danışmanı Füsun Koşumcu, öğrencisi Merve Çabuk’un yoğurdu ile meşhur Silifke ilçesinde yaşadığı için yoğurt üzerinde çalışmalara başladığını söyledi.
Önce yoğurdun lezzeti konusunda çalışma yaptıklarını anlatan Koşumcu, sütün mayalanma aşamasında bakterileri tanımaya başladıklarını, bal ile yaptıkları çalışmalarda ise “ekşime” süresinin daha uzun olduğunu gözlemleyince projenin bu yöne kaydığını belirtti.
Yoğurdun içerisinde çok sayıda bakteri bulunduğunu ve bunların yoğurdun kalitesini belirlediğini ifade eden Koşumcu, şöyle konuştu:
“Proje aşamasında bu bakterilerden ikisi ile çalıştık. Mayalanma aşamasında sütün içerisine yüzde 4, 6 ve 8 olmak üzere 3 farklı oranda akasya balı, sumak balı, dağ Yoncası balı, yonca balı ve çam balı gibi ballar ekleyerek Lactobacillus Bulgaricus ve Streptococcus Thermophilus bakteri sayısının azalmasını sağladık. Bunların ekşime sürelerini tespit ettik. Söz konusu iki bakterinin üremelerini takip ettik. Bununla birlikte ortamın pH miktarı yükselirken, asitlik azaldı. Çam balında yoğurdun ekşime süresinin uzadığını gördük. Bu sayede, buzdolabında ortalama 6 gün saklanabilen yoğurdun kalitesini bozmadan raf ömrünün yaklaşık 2 gün uzamasını sağladık. Bunu yaparken de hiçbir koruyucu ve kimyasal madde kullanmadık.”
Balın antibakteriyel özelliği bulunduğunu da vurgulayan Koşumcu, “arılar bal için polen toplarken kendi salgılarını da bu polenlere bulaştırıyorlar. Bu antibakteriyel özellik böylelikle bala, sütün mayalanma aşamasında da yoğurda geçiyor” dedi.
Ürettikleri yoğurdun normal yoğurtlara göre biraz daha tatlı olduğunu ifade eden Koşumcu, projenin verilecek destekle daha da geliştirilebileceğini kaydetti.
Merve Çabuk da, yaşadığı ilçede yoğurtla içi içe olduğu için böyle bir çalışma yaptığını belirtti.
Üniversitede moleküler biyoloji ve genetik öğrenimi görmeyi hedeflediğini ifade eden Çabuk, projesini daha da geliştirmeyi arzuladığını kaydetti.
ntvmsnbc
Keneye zıplayan düşman!
Yaz aylarının belası keneyi, karıncalardan başka çekirgelerin de yok ettiği ortaya çıktı. Amanos Dağları’nda bulunan ve bir yıl yaşayıp 100 civarında yumurta bırakan çekirge ailesinden bir böceğin günde 20 civarında kene yiyor.
Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Miktad Doğanlar konuyla ilgili açıklamalarda bulundu.
SADECE KENEYLE BESLENİYOR
Böcekleri, yaban keçisi, sığır, koyun, at gibi hayvanların üzerinden alarak topladıkları diğer böcekler ve kenelerle aynı ortama koyduklarını ifade eden Prof. Dr. Doğanlar, ”Bu böceklerin sadece kenelerle beslendiğini tespit ettik. Araştırmada yetişkin bir böceğin günde 20′ye yakın keneyi yediğini gözlemledik’‘ dedi.
1 YIL YAŞIYOR
”Kene yok edici çekirge” ile ilgili araştırmalarını genişlettiklerini bildiren Prof. Dr. Doğanlar, bu böceklerin yaklaşık bir yıl yaşadığını ve kışı yumurtada geçirdiklerini söyledi.
Son yıllarda kenelerin neden olduğu Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı’ndaki artışa dikkati çeken Prof. Dr. Doğanlar, şöyle devam etti:
AMANOSLAR’DA YAŞIYOR
”Amanoslar’ın yüksek kesimlerinde bulunan böceğin popülasyonu oldukça fazla. Bir yıl yaşayan bu böcekler, yaklaşık 100 yumurta bırakıyor. Bu yumurtalar kafeslere alınarak ve zamanı geldiğinde de kenelerin yoğun olarak görüldüğü yerlere bırakılabilir.
Nisan ve Ağustos ayları arasında yumurtadan çıkan ve kısa sürede ergin hale gelen böcekler, keneleri yiyerek yok ederler. Böylece Kırık Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı ile etkin bir şekilde biyolojik yolla mücadele gerçekleştirilir.”
internethaber.com
Felçliler için yeni umut…
Düşünce gücüyle robot kolu hareket ettirildi
ABD’li bilim adamları, maymunlara protez kolları düşünce gücüyle kontrol etmesini öğretti. Bu teknikle gelecekte felçli hastaların yaşamlarının kolaylaştırılması hedefleniyor.
İngiliz Nature dergisinin internet sayfasında yayımlanan araştırmada, Pennsylvania eyaletindeki Pittsburgh Üniversitesi’nden Andrew Schwartz başkanlığındaki ekibin çalışmalarında, önceki deneylere oranla epey ilerleme sağlandığı belirtildi.
Önceki denemelerle kendi çalışmaları arasındaki farkları açıklayan Andrew Schwartz, bir engelin etrafından dolaşmak, yemeği tutmak ve yutmak için ağza götürmek için robot kolu hareket ettirme görevinin tamamen düşünce kontrolüyle sağlanabildiğini anlattı.
Schwartz, önceki deneylerde, hareketin bazı aşamalarının bilgisayar desteğiyle yönlendirildiğini belirtirken, 3 boyutta hareket eden robot kolun daha iyi sonuç verdiğini ve öğrenme yönteminin geliştiğini kaydetti.
Robot koldaki gibi, bazıları çoktan insanlarda denenen “makina-beyin arayüzü”, beyin kanaması, omurilik yaralanması, nevromasküler dejeneratif veya kan pıhtısına bağlı kapanma sendromu nedeniyle felç olan insanların derdine çare olabilir.
Hastalık çoğunlukla, beynin hareketle ilgili bölümlerine dokunmazken, hastaların beyinleri, hareketleri normal olarak başlatacak faaliyeti üretebiliyorlar. Bilim insanları çözüm olarak, beyindeki motor hareket bölümü cortex’e bağladıkları ince elektrotlar sayesinde, bu beyinsel komutu kaydedebiliyor ve bunu robot kola iletebiliyorlar.
Araştırmada, bilim insanları birkaç gün içinde hareket edemeyen iki makak maymununa, kollarının yanına iliştirilen bir robot kolu düşünce yoluyla hareket ettirmeyi öğrettiler.
Özellikle bilek düzeyinde daha gelişmiş bir robot kol üzerinde çalışan Pitsburgh Üniversitesi araştırmacıları, elektrotların kullanıldığı daha karmaşık bir beyin-makina arayüzünü iki yıl içinde hastalar üzerinde denemeyi planlıyorlar.


