Özlem ve Ölüm

Ölüme çok az bir zaman kaldı. Saatler, günler ya da dakikalar değil saniyeler bile geçmek bilmiyordu. Söyleyemediği şeyler vardı içinde. Patlamaya hazır mısır taneleri kelimeler, dudaklarının arasından dışarı çıkacak gücü bulmuyordu belki de. Halbuki ne güzeldi herşey başta. Ölüme bile meydan okurcasına haykırmıştı dostuna. “İşte hayat” diyordu, “yaşamak lazım bu güneşin kızıl batışını”. Güzellikler halen görülesi, aşık olunası geliyordu. O geçmek bilmeyen saniyeleri, o zamanlar aklına bile getirmiyordu. Gözlerini dikdiği o dev mavi şemsiye, yeşil gözlerinde daha bir farklı renk buluyordu.

Kalbinin daha hızlı çarptığını gördükce biraz daha tutunuyor, biraz daha dalıyordu gökyüzüne. Sebepsiz mutluluklar değildi bunlar elbet. Bir kez daha güneş doğacak, bir kez daha o sesleri duyacaktı sabahın erken saatlerinde. Ama günler geçtikce çıkamaz oldu o geniş ve ferah doğa odasının balkonuna. Ne bir kuş cıvıltısı ne de bir yaprak hışırtısı. Onu ayağa kaldıracak şey belki de pencere kenarına konacak bir kuş yavrusu kadar küçük bir şeydi.

Yağmurlar, fırtınalar… Koyu bulutların engel olduğu o güneşten yoksun adam, kendi hayallerine daldı bir anda. Hem nefretini çıkardı o hayallerden hem de güneşe olan hasretini. Ama ne güneşin haberi vardı bu özlemden, ne de beklenen o kuş yavrusunun. Onlar kaçtıkca yaşlı adam da kendi perdelerinin arkasına kaçtı. O sadece burdayım demişti halbuki. Şöyle haykırmıştı “işte burdayım, ne bir hayal peşindeyim ne de bir geçici heves.işte ben buyum.beni anlamaya kalkışma hiç, ne benim ömrüm yeter ne de sabrımın ömrü”.

Koyu perdelerin arkasında geçen zaman ne de çabuk geçmişti. Durmak bir yana yavaşlamıyordu bile. O ise sadece susarak ölmekten çekiniyordu. Herşeyi içine gömüp, çekip gitmekten. Bütün o özlediği, yaşam dediği güzelliklere bir kez daha haykırmadan ölmeyecekti. Ve haykırdı bu sefer daha yüksek bir sesle. Yitip gitmek uğruna bağırdı dağa taşa. “Duyulmasa da sesim, hayalleri gerçek sansan da sadece o güzellikleri istedim”.

işte gidiyordu artık. Ama yüzünde tekrar o eski gülümseme ve zihninde şu cümle vardı: “susarak ölmeyeceğim…”.

Bir Cevap Yazın