Kendini Kandırmaca

Bir o kadar dağınıktı ki kafası… Tıpkı hayatı gibi. Gülen bir yüz gördü insanlar, ya da güçlü birini gördüler. Biraz gülümseme ile herşey halloluyordu. Suratını astığında ise bir şey mi oldu diye soranlardan geçilmiyordu. İşte hayat, tam da bu noktadan akıyordu onun için. Bir anlam karmaşası içerisinde süregelen hayatı, kendi kişiliğinden uzak yerlerdeydi şimdilerde…

Yalnızlığı bir hastalık mı ya da ilaç mı yapmakta kararsız kalan nameler kafasını karıştırıp duruyordu. O da usanmıştı artık. Bir karara varmaktansa, varsın hepsi birden aksın demişti sanki. Dedim ya başta, dağınık olan şey kafasının içinde düzgün olamazdı. Bütün gün, bütün hayat boyunca bu dağınıklığı indirgemeye çalışıyordu sadece. Çok acil durumlarda ise, karar veremediği o dağınıklığın içinden birini seçip kabullenmeyi görev biliyordu.

Ertelenmiş hayalleri ve zorunlulukları peşini bırakmıyordu. Çünkü onlar hep geciktirilecek, biraz daha ertelenebilecek önemsiz şeylerdi. Hem hayali olup da hem de nasıl önemsiz olur diye sorma. Bu dünyadan değil ki o. Aslında bu dünyadan ama bu zamandan değil. Zamanı kontrol etme amacı da gütmüyordu. Sadece rasgele bir şey seç ve sonsuza kadar seçimine sadık kal… Tabi bu sadece kendisi için olan bir şeydi. Başkasının olması onun için bir hastalık o anda…

Zıt şeyler gerekti. Ortalarda görünür ama zıt şeyleri düşünür dururdu. Normal görünme sebebi de buydu. Ama o anormal, deli saçması düşüncelerinin de dışarı vurduğu olmuyor değildi…

Yaşayıp gidiyor kendi dünyasında, kendi zamanında… Bırakın sormayı, bırakın tanımayı… Çünkü kendisi bile cevap veremiyor, sadece bir seçim yapıyor. Kendisi bile bilmiyor kendini…

Bir Cevap Yazın